Bu yazıyı okuyanlar… Evet siz! Ya bankacı,
ya insan kaynakları uzmanı, ya iletişimci, ya işsiz, ya gazeteci, ya sanatçı,
ya öğrenci, ya öğretmen… Ya hizmet sektöründe çalışıyorsunuz, ya otomotiv…
Belki lojistik, belki de finans… Akademisyen olabilirsiniz; tarihçi,
antropolog, psikolog, matematikçi, fizikçi, yönetim bilimci, ekonomist… Kadın
olabilirsiniz, erkek olabilirsiniz… Cinsiyetiniz ne olursa olsun büyük
olasılıkla iş dünyasının içindesiniz…
Dar gelirli olabilirsiniz, orta sınıf mensubu
olabilirsiniz, üst gelir grubuna dahil olabilirsiniz… Her kimseniz, her
neredeyseniz, her ne yapıyorsanız… Büyük olasılıkla düşündüğünüz tek şey,
kariyerinizde nasıl ilerleyeceğiniz, daha çok para, daha büyük sorumluluk almak
için neler yapmanız gerektiği… Bazılarınızın yüreğinin çocukları için
çırptığını biliyorum; “Benim için geçti, çocuğum okusun adam olsun, iyi meslek
sahibi olsun” diyorsunuz.
Çok doğal. Hepimiz daha iyi bir hayat için
mücadele veriyoruz. Bu ülkenin önemli sorunları olduğu doğru. Bu sorunların
başında işsizlik geliyor. İşsiz olan arkadaşlarımızın da sabah akşam
düşündükleri tek şey bir iş bulabilmek. Son yıllarda hayatımız hep “iş” ekseni
içinde geçiyor. 'Geleceğin mesleği ne?' sorusu tarihin en önemli sorusu oldu
aranızda bilen varmı?
Tersten bakmasını severim, herkes gider Mersin'e ben giderim tersine hesabı,
bırakın herkes geleceğin mesleklerini konuşsun gelin biz sizinle bu hafta
geçmişin mesleklerini konuşalım. Aşağıda okuyacaklarınızın çok hoşunuza
gideceğini biliyorum. Hepiniz bu tozlu bilgilere bayılacaksınız. Kaybolan
meslekler araştırması aslında bir sergi. Fotoğraflarıyla birlikte önemli bir
derleme. Geçmişte insanlar ekmeğini nereden ve nasıl çıkarırdı sorusuna yanıt
veriyor. Nereden geldiğimizi gösteriyor… Yarını düşünenlerimize nereye
gideceğimizin yolunu gösteriyor.
Ben
meslekleri iki temel gruba ayırdım. İlk gruptakiler adını sanını büyük
olasılıkla duymadığınız meslekler. İkinci gruptakiler adını bildikleriniz ama
bugün çok farklı algılanan ya da icra edilen meslekler. İnsan kaynaklarında
tarih turumuza hoş geldiniz…
Adını
Sanını Bilmedikleriniz
Basmacı
Basma en yaygın kullanılan kumaştı; dar gelirli, hatta orta halli ailelerin
kadın ve kızları basma giyerlerdi. Ayrıca amele, ırgat, yanaşma ve uşak
boyundan erkeklerin mintanları da basmadandı. Seyyar basmacılar yelken bezinden
büyükçe bir bohça, elde demir arşın sokak sokak dolaşırlardı. Basma satan
bohçacı kadınlar günümüze kadar ulaştı.
Celep
Kentlere koyun ve sığır getirip satan esnafa celep denirdi. Celeplik büyük
sermaye işiydi. Sürüler çobanlar tarafından uzak mesafelerden kente yaya
getirilir; sürü yolda kısmen telef olurdu. İstanbul’un et ihtiyacı önceleri
Balkanlardan, sonraları Erzurum yaylasından karşılanmıştı. Sürüler İstanbul’a büyük
ölçüde Trabzon üzerinden sevk edilirdi.
Nalbur
Dünün hırdavatçıları nalburlardı. Çivi, kilit, menteşe vb. inşaat işlerinde
kullanılan temel girdilerin satışı, pazar ekonomisinin gelişimiyle daha da önem
kazandı. Nalburlar, kent ve kasaba ekonomilerinin ayrılmaz parçasıydı. Çoğu
nalbur eşyası yurtdışından gelirdi.
Nalbant
Taşıma ve ulaşım sektöründe kullanılan hayvanların nallanması, hayvan
tırnakları altına demir parçası yani nal ya da nalça çakılması, nalbantlığı
yaygın bir hale getirmişti. Günümüzde otomobil lastiği ne ise nal da dünün
Osmanlısında aynı işlevi görüyordu. Nalbantlar genellikle ulaşım
güzergahlarında yer edinirdi.
Mestçi
Kundura ya da pabucun içine giyilen yumuşak ayakkabıya mest denirdi. Değişik
türleri vardı. Devenin ayak derisinden yapılanına deve mesti, yandan
kopçalısına serhatlı mest denirdi. İç mekanların temiz tutulması, mest giymeyi
gerektiriyordu. Mestçi esnafı ayak ölçüsüne göre çalışırdı.
Sayacı
Saya, ayakkabının yumuşak olan üst bölümü yani yüzüydü. Eskiden halk dilinde,
evlerin giriş kısmında ayakkabıların çıkarıldığı veya konduğu ufak bölüme de
saya denirdi. Zamanla ayakkabı anlamında kullanılmaya başlandı. Sayacı, dünün
ayakkabıcısıydı. Yaygın bir zanaattı. Geniş bir müşteri kitlesine hitap ederdi.
Rençber
Rençber, ilk evrelerde çiftçi anlamına geliyordu. Ancak kentleşmeyle birlikte
bugün ırgat diye nitelenebilecek birçok işi üstlendi. Tarla, bahçe, yapı vb.
yerlerde kazma, taş ve toprak taşıma gibi işleri yapan gündelikçi, amele ve
ırgat, o günlerin rençberleriydi.
Sepetçi
Plastikten önce su geçirmez kaplar topraktan ya da bakırdan yapılır, diğerleri
saz, kamış ya da ince dallardan örülürdü. Genellikle sapı olan, yiyecek ve eşya
taşımak için kullanılan bu tür kapları sepetçi örerdi. Sepet hamalı, genellikle
pazar yapanların sebze-mevyesini sırtındaki sepetle eve taşırdı. Sepet kimi
zaman bavul yerine de kullanılırdı.
Urgancı
Keten, kenevir, pamuk gibi dokuma maddelerinden yapılan ince halatlara urgan
denirdi. Gerek ev ekonomisinde gerekse zanaatta urgan yaygın olarak
kullanılırdı. Urgancı örme işini bizzat yapar ve malını tüketiciye ulaştırırdı.
Genellikle sabit dükkanları bulunurdu. Seyyar urgancı nadir görülürdü.
Bacacı İstanbul’da yangınların büyük çoğunluğu, temizlenmesi ihmal edilmiş
bacalardaki kurumların tutuşmasıyla çıkıyordu. Özellikle ahşap binaların yoğun
olduğu kent dokularında, baca temizliği büyük önem taşıyordu. Kış öncesi
bacacılara büyük iş düşüyordu. Fırın bacalarının da her ay temizlenmesi
öngörülmüştü.
Bileyci
Bıçak ve emsali şeyleri çarka tutup bileyen esnaf genellikle seyyardı. Demirden
yapılmış ev aletleri görece değerli eşyalardı. İstanbul’daki bileyci esnafının
büyük çoğunluğu, Karadenizli bekar uşağı ya da Buharalı idi. Bileycinin
mahalleye gelişi kısa sürede duyulur, ev sekenesi, her türlü kesici ya da
yarıcı aleti sık aralıklarla bileyletirdi.
Erikçi
Osmanlı çoğu kez kendi bağ, bahçe ve bostanındaki meyveyi tüketiyordu. Ancak
kentleşme kimi meyvelerin pazara çıkmasına neden oldu. Meyve genellikle
mahallelerde haftanın belirli günlerinde kurulan pazarlarda müşteri bulurdu.
Sokak satıcıları özellikle turfanda meyve satarlardı. Seyyar erikçinin
pazarladığı turfanda erik, yazın yaklaştığını müjdelerdi.
Sarımsakçı
Osmanlı mutfak kültüründe sarımsağın ayrı bir yeri vardı. Keskin kokusuna rağmen
besin değerinin yüksek oluşu ve kimi kokuları bastırması nedeniyle birçok yemek
sarımsaklanmadan yenmezdi. Seyyar satıcıların bu konuda ihtisaslaşmaları,
talebin yüksekliğini kanıtlıyordu.
Limonatacı
Limonata, dünün gazozu ya da “kola”sıydı. Özellikle yaz aylarının sıcak
günlerinde limonatacıya büyük rağbet olurdu. Seyyar limonatacılar genellikle
kente mevsimlik göçen Anadolu insanlarıydı. Üç-beş kuruşu bir araya getirir,
hasat mevsiminde köyüne dönerdi. Limonata evlerde ikram kültürünün de bir parçasıydı.
Hallaç Hallaç bugünkü döşemecilerin bir anlamda dününü simgeliyordu. Osmanlı
hanesinde kullanılan yatak, yorgan, döşek gibi ev eşyasında dolgu malzemesi
olarak pamuk ya da yün kullanılırdı. Zamanla sertleşen bu dolguyu hallaç, kiriş
ve tokmağıyla kabartırdı. Hallaçların hemen hepsi Karadeniz yalısı uşaklarıydı.
Bezzaz
Bugünkü manifaturacıların karşılığı olarak, bez ve kumaş satan esnafa bezzaz,
çarşılarına Bezzazistan denirdi. Halk ağzında zamanla “bedestan” ya da
“bedesten”e dönüşmüştü. Kıymetli kumaş satanlara “üstüfeci”, “dibacı”,
“kadifeci”, “atlasçı” denirdi. Bez ticareti, 19. yüzyılda büyük ölçüde İngiliz
üreticilerin eline geçti.
Zerzevatçı
Zerzevat sebze anlamına geliyordu. Zerzevatçı ise bugünün maydanoz, dereotu,
salata, hıyar, turp ve marul gibi sebzelerde uzmanlaşmış manavıydı. Kent
dokularının bir parçası olan bostanlar, Osmanlı insanının sebze ihtiyacını
karşılardı. Zamanla halden, civar ve semt bahçe ya da bostanlarından, pazar
yerlerinden tedarik edilir oldu.
Çömlekçi Topraktan
yapılmış çanak, çömlek, testi, sürahi, bardak, kase, küp ve saksı gibi eşyalar
satan esnafa çömlekçi denirdi. Orta ve üst gelir grupları, kalaylanmış bakır
kap kullanırdı. Eskiden Bayezid Meydanı’nda bir sıra çömlekçi dükkanı vardı.
Toprak kapların yerini zamanla bakır ve benzeri maden kaplar aldı. Ama çömlek
özellikle kırsal yörelerde günümüzde de hâlâ kullanılıyor.
Değirmenci
Değirmenci aslında un öğüten esnafa denirdi. Görece büyük girişimci sayılırdı.
Kahve değirmeni, günlük hayatın ayrılmaz bir parçasıydı. Keyif maddesi olarak
kahve, çaydan çok daha önce Osmanlı’nın yaşamına girmişti. Kahve değirmeni
satan esnaf da değirmenci addolunuyordu.
Kolancı
Hayvanın semerini ya da eyerini bağlamak için kullanılan örme ya da kayış bağa
kolan deniyordu. Osmanlı taşımacılıkta büyük ölçüde hayvan kullanıyordu ve
kolancılık ulaşım sektörünün “yan sanayi”lerinden biriydi. Özellikle yol
güzergahlarında dükkan açarlardı.
Fesçi Fes,
II. Mahmud devrinde resmi serpuş olarak kabul edilmiş, Cumhuriyet’in ilk
yıllarına kadar Osmanlı erkeğinin kimliğini oluşturmuştu. Her ne kadar
Feshane’de yerli fes üretilmişse de çoğu Avusturya’dan ithal ediliyordu.
Osmanlı’nın son döneminde Avusturya mallarına karşı yapılan fes boykotu
ünlüdür.
Kavuncu Kavun
ve karpuz, mevye olarak tüketildiği gibi, Osmanlı’nın tatlı ve su ihtiyacını da
gideriyordu. Çevre bostanlarda yetiştirilen kavunlar, seyyar satıcılar
aracılığıyla tüketiciye ulaştırılıyordu. Sepet içinde mahalle aralarında
dolaşan kavuncu, genellikle Anadolu’dan mevsimlik göç etmiş insanlardandı.
İncirci
Dünün insanı şeker ihtiyacını büyük ölçüde meyveyle gideriyordu. Ülkede yaygın
olan meyvelerden biri de incirdi. Hemen her Osmanlı’nın bahçesinde bir incir
ağacı vardı. Yaş yenir, kurutulur, her mevsim tüketilirdi. Yaş inciri, seyyar
incirci satardı. Kurutuldukdan sonra şekerci dükkanına düşerdi.
Leblebici Dünün
kuruyemişlerinin başında leblebi gelirdi. Nohutu, dış kabuğunu çıkardıktan
sonra fırında kavurup seyyar satan kişiye leblebici denirdi. Bir tür
ihtisaslaşmış kuruyemişçiydi. İçinde leblebi olan şeker, leblebi şekeri de
revaç bulan bir eğlencelikti.
Pilavcı Günümüz
lokantasında tüketilen birçok besin maddesi, dün seyyar satıcılarca da
pazarlanırdı. Çarşı-pazar yerlerinde, meydanlarda hâlâ gözlenen ve düşük gelir
grubuna yönelik seyyar pilavcı, lokantaların ya da aş evlerinin yaygınlaşmadığı
bir dönemde evinden uzak, sokaktaki insanın öğle yemeği ihtiyacını gideriyordu.
Pilavcılar genellikle Karamanlı olurdu.
Salepçi Salepçi
dünün seyyar muhallebicisiydi. Ancak muhallebi pazarlayan seyyar satıcılar da
vardı. Salep yumru köklü bir otun dövülmesiyle elde edilen beyaz tozun, şekerli
süt ya da su ile kaynatılmasından elde edilirdi. Özellikle kış aylarında
bozacılar ve salepçiler müşterinin ayağına hizmet götüren seyyar satıcılardı.
Kozacı
İpekli kumaş üst gelir gruplarınca tüketilirdi. Osmanlı ipeklisi yurtdışında da
büyük beğeni kazanmıştı. İpekli üretiminin ham maddesi ipek böceği kozası,
dokuma sektörünün temel girdilerinden biriydi. Bursa ve çevresinde yaygındı.
Kozacı, koza ticaretiyle uğraşırdı. Koza üreticisiyle ipek imalathaneleri
arasındaki ticareti yürütürdü.
Üzümcü
Bağ, bahçe, bostan eski kentlerin dokularının bir parçasıydı. Üzüm, incir gibi
geniş tüketim alanı olan meyvelerdendi. Ayrıca şıra yapılır, kurutulur ve gayrı
müslimlerce şarap yapımında kullanılırdı. Seyyar üzümcü, günlük taze üzüm
pazarlardı.
Şerbetçi
Meşrubat sektörünün gözdesi şerbetti. Meyve özü, su ve şeker karışımı bu içecek
ya da şurup, yaz aylarında kent insanının serinlemesine vesile olurdu. Ayrıca
misafirlere şerbet ikram etmek de adettendi. Şerbetçi dükkanları olduğu gibi,
seyyar şerbetçiler de müşteriye hizmet götürürlerdi. Özellikle seyyar
demirhindiciler, İstanbul’a İzmir’den gelirlerdi.
Darıcı Darı
tohumları, buğday gibi besin maddesi olarak kullanılırdı. Bazı bölgelerde
mısıra da darı adı verilirdi. Cin darısı, ateşte patlatılan ufak taneli
mısırdı. Buğday ve buğday unundan yapılmış ekmek tüketmeye kesesi yetmeyen
fakir insanlar, darı tüketirdi. Ayrıca hayvan yemi olarak kullanılırdı.
Çıracı
Osmanlı uzun yıllar enerji kaynağı olarak odun kullanmıştı. Kömür ancak 19.
yüzyılda gündeme gelmişti. Odun, çam gibi reçineli ağaçların yağı ve çabuk
yanmaya elverişli kesimleri kullanılarak ateşlenirdi. Genellikle Ürgüplü olan
çıracı, tartıyla aldığı çırayı kalem kalem desteler, deste hesabıyla satardı.
Özellikle kış aylarında sokakta sık görülen bir esnaftı.
Deveci
Demiryolu öncesi kara ulaşımında en yaygın kullanılan hayvan deveydi. Ayrıca
sarayın hassa develeri vardı. Sefer-i hümâyunlarda padişahın ağırlığını taşır,
sürre* alaylarında kullanılırdı. Deveciler genellikle konar-göçer yörüklerdi.
Başlarına kırmızı sivri külah giyerlerdi.
Sucu
Eski zamanlarda hemen her evin bir kuyusu vardı. Ancak içecek su uzaktan
getirilirdi. Sucu ya da saka, şehir ya da kasabada su taşımacılığıyla
uğraşırdı. Pınar ya da çeşmeden aldığı suyu hanelere sevk ederdi. Limonatacı ve
şerbetçi gibi, özellikle yaz aylarında sokakta bardakla su satan seyyar
satıcılara da sucu denirdi.
Lehimci Plastik
öncesinde yaygın kullanılan maden kaplar, ev ekonomilerinde toprak kapların
yerini aldı. Lehimci ya da tenekeci, küçük ev aletlerini tamir eden gezici
esnaftı. Teneke maşrapa kulpunu, kademhane ibriği emziğini, gusülhane çinkosunu
lehimlerlerdi. Lehimci genellikle demircinin yan sanayiini oluşturuyordu.
Ciğerci Batılı
seyyahların en gözde seyyar satıcısı, omuzda sırıkla dolaşan ciğerci ve
paçacıydı. Mahalleye ciğercinin geldiği, evin kedisinden belli olurdu. Sokakta
et satışı ender olmasına karşın, ciğer ve paça en çok rağbet gören
sakatatlardı. Tavası, yahnisi yapılırdı. Sabit ciğercide yürek, böbrek gibi
diğer sakatat türleri de pazarlanırdı.
Sepet Hamalı Motorlu
araçlar öncesi kent içi yükleme, boşaltma ve taşıma işleri hamal esnafının
gediğiydi. Mevsimlik olarak İstanbul gibi büyük kentlere gelen hamalların güçlü
loncaları vardı. Meslek çoğu kez babadan oğula geçerdi. Pazarlarda sebze-mevye
taşıyanlarına küfeci denirdi. Her iş kolunun ayrı bir hamal kolu olurdu.
Bunların en ünlüleri, iç ve dış bedesten hamallarıydı.
Sırık Hamalı
Fıçı gibi hacimli, yekpare ve ağır yük, sırık hamallarınca taşınırdı. Bunlar
genellikle dört kişi olur, dişbudak ağacından yapılmış uzun sırıkları
omuzlarına alarak, iki önde, iki arkada yükü paylaşırlardı. Taşıma büyük bir
uyum gerektirirdi. Aksi takdirde yük diğer hamallara kayar ve kazalara neden
olurdu. Beyoğlu’nda tahtırevanları taşıyanlara da hamal denirdi.
Demirci
Fabrika üretimi öncesi pek çok eşya ve alet, insan eliyle demirden yapılırdı.
Demirci, demiri dükkanında döğer, biçim verirdi. Yorucu, ağır bir meslekti.
Daima ateş karşısında, kömür ve demir tozlarına bulanarak çalışılırdı. Örs
üzerinde demirin ağır balyozla dövülmesi pazı kuvveti, beden takatı ve sağlam
vücut gerektirirdi.
Adını Bilip Kendisini
İyi Bilmedikleriniz
Fotoğrafçı
19. yüzyılın ortalarında fotoğraf Osmanlı’ya ulaştı. Resmetmenin dinen cevaz
verilmediği bir toplumda fotoğraf görselliği simgeledi; zihniyet değişikliğine
neden oldu. Ama yine de Osmanlı’nın son dönemine kadar fotoğrafta kaçgöç hakim
oldu. Ayak fotoğrafçıları, dakikalıkçılar ve şipşakçılar vesikalıkta
uzmanlaşmışlardı.
Berber
1876’ya kadar, çarşı-pazarları, selâtin cami avlularını ve zaman zaman mahalle
aralarını dört dönen berberlerin ayaklarının çıplak ve kollarının sıvalı olması
gerekirdi. Bu şekilde müşteri, berberin ellerinin ve ayaklarının temiz olduğunu
görebilirdi. Berberler ayrıca diş çekerler, sünnetçilik ve hacamatçılık
yaparlardı.
Tüccar
19. yüzyılda Osmanlı ekonomisinin dışa açılması, ticaret hacminin önemli ölçüde
artmasına neden oldu. Tüccar, doğmakta olan orta katmanların belkemiğiydi.
Özellikle liman kentleri, tüccar kesiminin yoğunlaştığı mekanlardı. Zamanla
esnaf olmaktan çıktı; Dersaadet Ticaret Odası bünyesinde toplandı.
Oduncu
Osmanlı’nın temel enerji kaynağı odundu. Isınmak ve ocakta yakmak için
kullanılırdı. Odun, civar ormanlardan katır ya da eşek sırtında getirilirdi.
Genellikle yaz aylarında mahzene odun istif edilir, kışa tedarikli girilirdi.
Çoğu oduncu orman köylerinde yaşar, kasabaya ya da şehire malını pazarlamak
için inerdi.
Portakalcı
Dünün İstanbul’unda portakal nadirattandı. Ancak üst gelir grubu portakal
tüketebilirdi. Portakalın Yafa gibi uzak yörelerden gelişi, tek tek satılacak
kadar değerlenmesine neden oluyordu. Zamanla Anadolu’da da yetiştirilmeye
başladı ve ucuzladı. Demiryolu ulaşımı başlayana kadar portakal değerli
meyveler arasında yer aldı.
Yumurtacı
Dar gelirli Osmanlı’nın temel protein kaynağı yumurtaydı. Çoğu insan yumurtasını
arka bahçesinde beslediği kümes hayvanlarından temin ederdi. Dünün mutfağında
yumurta başköşedeydi. Yumurta seyyar satıcıların da el attığı sektörlerden
biriydi. Zamanla buzhane yumurtaları, köy yumurtasıymış gibi pazarlanmaya
başlandı.
Simitçi
Günümüzde hamburgerin yerine göz diken simit, dünün “fast food”uydu. Seyyar
simitçi simidini ya bir çubuğa geçirir, ya orta büyüklükte bir sepete doldurur,
ya da tabla üzerinde pazarlardı. Üstü susamlanmış halka biçimindeki bu çörek,
kent kültürünün bir parçasıydı. Evden ırak çalışan insanın karın doyurmak için
başvurduğu temel besin maddesiydi. Eskiden Safranboluluların mesleği olarak
bilinirdi.
Balıkçı
Balık, kıyı kenti insanının temel besin maddelerinden biriydi. Boğazın yukarı
yerleşim yerleri, balıkçı köyleriydi. Balıkhanede yapılan mezaddan satın alarak
dükkanda yahut tahta kefelere doldurup askı ile omuzda sokak sokak dolaşıp
satan ve günlük rızkını çıkaran seyyar satıcıya “tablakâr” denirdi.
Sütçü
Süt, Osmanlı mutfağının olmazsa olmazıydı. Hemen her evde süt kaynar; yoğurt,
tereyağı ve peynir yapılırdı. Pastorize şişe sütünün olmadığı bir evrede ağılı
ya da damı olan ve küçük ya da büyükbaş hayvan besleyen sütçü, aynı zamanda
kapı kapı dolaşarak hayvanından elde ettiği sütü pazarlardı.
Nakliyeci Nakliyeci
taşıma sektörünü temsil ediyordu. Ulaşımda elverdiği ölçüde su yolu tercih
edilirdi. Ancak ülkenin içerlek yöreleri ya da kent içi, kara taşımacılığını
gerektiriyordu. Arabacı esnafı, kent ekonomilerinin en güçlü loncasını
oluşturuyordu. Arabacı, mavnacı ve salapuryacı esnafı, İstanbul’da kent
ulaşımının belkemiği durumundaydı.
Kebapçı
Lokanta Osmanlı’ya ancak 19. yüzyılın ortalarında girdi. O dönemde otellere
“yataklı lokanta” denirdi. Kebapçı, kentin ya da kasabanın işler yerlerinde
dükkân önüne masa sandalye atarak müşteri celbetti. Kebap yöresel
özellikleriyle Osmanlı mutfağının ana mönülerinden biri oldu.
Şekerci Bayramlık
akide şekerinin yanı sıra, şekerden ibikli horozlar, şekere bulanmış elmalar,
kuru incir ve ceviz, çocukların gözde şeker türleriydi. Seyyar şekerciler
bayram günleri seyir yerlerinde gezerlerdi. Diğer günler mahalle aralarında
dolaşırladı. Sabit şekerci dükkanlarında Safranbolulu, Geredeli, Dadaylı
çıraklar çalışırdı.
Süpürgeci
Ev ekonomisinde temizlik aracı süpürgeydi. Günümüze oranla dünün sokaklarının
toz toprağı boldu; yağışta çamur deryasına dönerdi. Süpürge çer-çöpü görüntüden
kaldırsa da, dünün evi günlük temizlik yapmayı gerektiriyordu. Hemen her gün
yerler nemlendirilir, ev süpürülür, etrafın tozu alınırdı.
Dondurmacı Seyyar
dondurmacılar, Uludağ gibi uzak yörelerden getirilen kar ya da buz içinde
döndürülerek buz haline getirilen limonata, şerbet ve şekerli sütü yaz
aylarında pazarlarlardı. Hıdrellez günü mutlaka dondurmacılar meydana
çıkarlardı. Limonlu, vişneli, kayısılı, çilekli ve kaymaklı türleri revaç
bulurdu.
Samsun Esnaf Ve Sanatkarlar Derneği Başkanı Muhammed Sıddık Öz
Esnafın bayramını kutlar.
Buhafta, yaniEylül’ün üçüncü haftasıAhilik Kültürü ve Esnaf - Sanatkar lar Bayramıhaftası.
Yurdumuzun çeşitli il ve ilçelerinde bu AHİLİKKÜLTÜRÜHaftasıçeşitlietkinliklerlekutlanacak. Bazı illerde de EylülsonundakutlanabiliyorSamsunbunugeçtiğimizgünlerde bir gün olarakkutlarken Ahiliğinmerkezikonumundaolan Kırşehir de Bir haftadır kutlamalarbaşladıvebirhafta sürüyor.
Günümüzinsanınınyani ülkemizinsanınınbüyük çoğunluğunununuttuğuya da bilmediği bu önemliAhilik Kültürü kısaca nedir? Ahilik Anadolu da Selçuklu ve Osmanlı dönemindekurulan,esnaf vesanatkarları bir teşkilatçatısıaltında toplayan, sevgi, kardeşlik, üretim ve paylaşımilkelerini yaşayanve yaşatan bir medeniyettir.İnsanlararefah, mutlulukve huzurverenmillibirsistemdir.
Antalya’da başlayan Ahilik Haftası kutlamalarına ilişkin açıklama yapan Esnaf ve Sanatkarlar Derneği(ESDER)Antalya Şube Başkanı Aydın Çevik, Ahiliğin sadece esnaf içinde kutlanan bir olgu kabul edilmemesi gerektiğini, Ahiliğin içinde saygı, sevgi, dayanışma, kardeşlik olduğunu söyledi.
DAHA ÇOK AHLAKA İHTİYAÇ VAR
Türkiye’nin 81 ilinde 19-24 Eylül 2011 tarihleri arasında kutlanacak Ahilik haftası törenlerine ilişkin bir basın açıklaması yapan Esnaf ve Sanatkârlar Derneği Antalya Şube Başkanı Aydın Çevik, Ahiliğin, din, dil, ırk farkı gözetmeden herkesi eşit gören bir yapı olduğunu geçmişten bugüne Türk esnafının bu kültür ile yetiştiğini kaydetti.
Terör
örgütü PKK'nın Hakkâri Çukurca'da Mehmetçiğe yaptığı bombalı saldırıyıkınayan Esnaf ve Sanatkârlar
Derneği (ESDER) Antalya Şube Başkanı Aydın Çevik,
Esnaf ve sanatkârlar
olarak toplarının tüfeklerinin olmadığını vurgulayarak, kendilerine ne görev
düşüyorsa yapmaya hazır olduklarını ifade etti.
Başbakan'a ve Genelkurmay
Başkanı'na seslenen Çevik, "artık ne gerekiyorsa yapılsın" dedi.
ESDER: BU MİLLET HUZURU HAK EDİYOR.
SİYASİ VE HUKUKİ SORUNLARIN ÇÖZÜM YERİ TBMM’DİR
Esnaf ve Sanatkârlar
Derneği Düzce Şube Başkanı Mehmet TUNCER 12 Haziran 2011 Genel Seçimi’nden sonra ortaya
çıkan siyasi çalkantılar nedeni ile: Bu millet huzuru hak ediyor. Siyasi ve
hukuki sorunların çözüm yeri TBMM’dir, dedi.
ESDER Düzce Şube Başkanı Mehmet TUNCER : ’’Kanunlardaki
boşluklar yüzünden bağımsız adaylardan bir kaçının tutukluluk hallerinin devam
etmesi karşısında gündeme oturan milletvekilli yemini boykotu ile bazı
şehirlerimizde meydana gelen sokak gösterilerinin bir an önce durdurularak
sükûnetin sağlanmasını istiyoruz.
Esnaf ve Sanatkârlar Derneği (ESDER) Trabzon Şube Başkanı Hasan Aydın, esnafın prim borçlarındaki gecikme ve faizlerin silinmesi, ana borçta da taksitlendirme beklediklerini söyledi.